TEZGÂH DERGİSİ Mayıs Sayısı
(...) Belgeseller vardı mesela. Hayatı kafan kaldırmadığında, karşısına iki seksen yatar, uyur uyanık, bilmediğin diyarlara, heybetli dağlar üstünde süzülen kuşlara, duru sularda salınan rengârenk balıklara filan bakardın. Bitti onlar. Yerlisi yabancısı, paralısı beleşi, cümle belgesellere kızışmış ayı halleri geldi. Motor, araba filan tamir eden herifler, yılan yumruklayıp porsuk döven, haykıra haykıra konuşup, üstüne bir de arada, "Urrrrei, vahahaağ" filan diye ekstradan nara atan manyak görüntüleri var. Hurdacılar, kamyoncular, altın arayıcıları, birbirlerine dev tuna balıklarıyla vuran oltacı yarmalar, bayırlarda bir başına bağırarak koşup kuduran "hayatta kalmacılar"... Ne o? Belgesel... İçinden beşe kadar bile sayamıyorsun, o görüntü asla yerinde durmuyor. Kazaen, para peşinde hurda, altın, balık, inşaat işi falan kovalayan çakal irisi bir herifi bağırtmayı, göstermeyi unuttular diyelim; aradaki beş saniyelik ufuk, masmavi deniz, gümüşlü balık, renkli bir kuş...