Kayıtlar

ÇOK KISA BİŞİ ANLATICAM / ALPER ATALAN

Resim
İlk kitabı “Sanal Uyku” yayımlandıktan tam 11 yıl sonra “Mart” ile edebiyatseverlerle buluşan Alper Atalan, bu sefer çok bekletmeden “Çok Kısa Bişi Anlatıcam” diyerek, omzumuzdan sarsıyor bizi. “Çok Kısa Bişi Anlatıcam”, yazın misafirliğe gittiğimiz, klimasız fakat sürekli esen, ferah evlere benziyor. 36 odalı bir ev. Her bir odasına girip çıktığımızda kafamızdaki düşünceler berraklaşıyor. Her bir oda bir yaşanmışlığı, bir yaşam tecrübesini vuruyor yüzümüze. Kitabın içerisindeki 36 adet öyküden bahsediyorum, evet. Hepsinde olmasa bile birkaç tanesinde kendi yaşamınızdan bir iz bulmanız mümkün. İlk öykülerde, sizi de öykünün içine yerleştiren anlatım üslubuyla, o izi gösteriyor ucundan Atalan.  İzin peşine takılıp gittiğinizde 36 öykünün nasıl bittiğini anlayamıyorsunuz bile. “Çok Kısa Bişi Anlatıcam” deyip saatlerce bizi esir alan arkadaşların tam tersine, sözünün eri bir arkadaş oluveriyor kitap. Alper Atalan’ın ilk öykü kitabı “Mart” için, “Yazarın arkalarda bir yerde "Çaylar be...

SEBASTİAN SOSYAL MEDYADA MEVZUU. "Zamanın ruhunu yakalayamamak" ve internet fenomeni...

Resim
Durum benim hatta tüm mizahçıların çoktandır alıştığımız bir şey. Sosyal medyanın gelişimiyle mizah dergilerinin her şeyi kamuya hepten açık zaten. Moda deyimle "Sıhıntı yoh" yani... Beni de hatırlayan olunca Sebastiangille beraber ayrıca seviniyoruz tabii... Hatırlamayanın da canı sağolsun:)) Yıllarca emeğimizi açıktan sömüren TV ve film yapımcılarının, reklamcıların yaptıkları yanında sosyal medya üretkeni kardeşlerimizin bu türden anonimleştirmeleri en doğal hakları hatta onur verici... Yalnız iş tersine dönünce az biraz içim burkulmuyor değil. Vaktiyle bir TV eleştirmeninin Sabah Gazetesi'ndeki köşe yazısında ortada on yıllık Sıdıka öykülerinin biriktiği yayınlanmış bir kitap dururken beni "Sıdıka'yı Bir Demet Tiyatro" dan araklamakla" itham etmesi gibi; günün birinde ERAY kitabıyla karşılaşan şirin bir kardeşimizin benzeri bir ithamda bulunması, şu ortamda gayet mümkün... İşi araştırmacılara, eleştirmenlere, mizah tarihçilerine filan bırakmak en do...

Tuna Kiremitçi /Aydınlık

Resim
"... Biz ergenliğe doğru seyirtirken ne cep telefonları vardı ne de sosyal medya. Ama Atilla Atalay "Yalnızlık Aletleri"ni yazmıştı. Dönemin bir numaralı arkadaş arama aygıtı telsiz hattında karşılaştığı bir kaybedenden bahsediyordu; eşsiz mizahıyla harmanladığı bir mahalli hüzünle. "Arkadaş arıyorum, arkadaş..." Ne zaman yeni bir sosyal medya evrimi olsa, Atilla Atalay'ı andım. Yalnızlık aletleri değişiyor ama yalnızlık değişmiyordu. Dahası, Özdemir Asaf'ı bile haksız çıkarıyordu internet: Orada yalnızlık hem paylaşılıyor hem de yine yalnızlık olarak kalıyordu.... Tamamını gör

Elif Çongur/ Hürriyet

Resim
(...)

Ayşenur Arslan/ Yurt Gazetesi

Resim
(...) “GEL ORTAKÇI OLALIM” Mizah dünyasının en parlak yıldızlarından biridir Atilla Atalay. Özellikle ‘Sıkılhan’ tiplemesine bayılırım. LeMan Dergisi’ndeki zoraki sohbetlerini hiç kaçırmam. Ha bire birileri Sıkılhan’ı arar, onu bir şeylere zorlamaya çalışır. Onlardan biri. ‘Enes’tir. Tam anlamıyla ‘Yeni Türkiye’yi temsil eden, ‘ticared aşığı’ bir genç olan Enes.. Telefon konuşmalarına kulak misafiri olalım. Bakalım size neleri, kimleri hatırlatacak! - Alo Sıkılhan, Enes ben, kardeş. Nasısın, iyisin inşallah, ticared edelim mi? Beraberce bi miktar rızıklanmaya ne dersin? Nefsin siyah cip çekmiyor mu, doğru söyle, minik bir ihalen olsun istemez misin? Manzaralı bir kral dairesi, sultan balkonu, ipek ceked, halis organik pamukdan atlet ve don giymek istemez misin? Nefsimiz, istiyor da istiyor... Ah nefsi emmare.. Kardeş sana söylüyorum... Alo dünya nimetlerinden Sıkılhan'a, orda mısın Sıkılhan... Ehehhe... - Ben telefona karşı nefsimi köreltip terbiye ettim Enes. Ordaki kırmızı düğme...

Alper Atalan'dan yepisyeni bir kitap: Mart.

Resim

FİTİL FİTİL

Resim